Vahşi Yaşam: Hayvanlar

Vahşi Yaşam: Hayvanlar

Bizi içine alan ve barınmamızı sağlayan bu Dünya, yalnızca biz insanları değil farklı yaratıkları da ağırlamaktan zevk alıyor. Şöyle düşününce belki de biz insanlardan çok hayvan misafirlerini daha çok seviyor belki de çünkü hayvanlar Dünya’nın nimetlerinden faydalandıktan sonra ona zarar vermeyi akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar. Ormanları ateşe vermiyorlar, birçoğunun yuvası olan ağaçları gereksiz yere kesmiyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar; aslında o kadar medeni yaratıklar ki vahşilik dediğimiz zaman aklımıza ilk hayvanlar değil, insanlar gelmeli herhalde çünkü bu saydığımız her şeyi genel de insanlar vicdanları sızlamadan yapmaktan çekinmiyorlar.

Hayvanları ve insanları birbirinden ayıran en belirgin özellikleri birinin iradesini kullanması diğerinin ise kullanamamasıdır. Bu dilsiz hayvanlar kendi doğalarında o kadar huzurlu yaşıyorlar ki onları görünce keşke bende onlardan biri olsaydım diyorsunuz. İnsan olmaktan o kadar yoruluyorsunuz ki bazen kuş olup başka diyarlara gitmek hayaliniz, keşkeniz oluyor. Daha sonra bu yaratıkları çok sevince kendi doğalarından ayırıp kendi doğamıza alıştırmaya çalışıyoruz. Kedi, köpek, kuş, tavuk, koyun bazen de yılanı bile evcilleştirmeye kalkışıyoruz. Acaba iyi mi yapıyoruz? Onları kendi yuvalarından ayırıp evlatlık çocuk gibi kendi yanımıza bağlamak gerçekten olumlu bir davranış mı oluyor?

Tartışmaya açık bir konu olduğu aşikâr. Bazen sokakta gördüğümüz minik bir kedi yavrusu bize öyle bir bakar ki kendisi zaten evimize gelmek istiyormuş gibi; fakat sorgulamak gerek yine de belki bu kedi annesini kaybetti ve annesinin onu almaya geleceği umuduyla oradan ayrılmadı. Bakışlarının ardında ki burukluk tamamen annesini kaybetmesindendir belki de. Sonuç olarak ya o kediye oracıkta yuva yapar ve besleriz ya da evimize giderken onu da kolumuza takarız ve ailemizin bir üyesi yaparız. Bir de kesinlikle hayvanları evcilleştirmemeliyiz diyen bir kesim var. Bunlar, hayvanların kendi doğalarında doğup büyümelerini ve avlanmayı gerektiği gibi öğrenmeleri, sonunda da yine o topraklara geri dönmelerini savunanlardır. Kendilerince haklı yönleri olabilir elbette fakat her hayvan türü için geçerli olabilir mi böyle bir varsayım?

Eğer Tanrı bu dünyaya yalnızca insanları veya yalnızca hayvanları göndermediyse vermek istediği mesaj çok bariz belli. Hayvanların kendi iradelerini kullanamamalarından dolayı onların eğiticisi ve onlara yardımcı olacak türler yaratması da bundandı. Yalnızca hayvanlar olsaydı nasıl olurdu? Kavga ettiklerinde onları ayıracak yaratıklar olmazdı, güçlü hayvanlar her daim zayıf olanları ezerdi ve sistem böyle işlerdi. Peki yalnızca insanlar olsaydı ne olurdu; merhamet duygumuzu belki de hiç tatmamış olurduk çünkü insan insana merhamet göstermiyor şu günlerde ve biz bu duyguyu en iyi hayvanlardan öğreniyoruz. Almamız gereken besinlerin çoğunu alamazdık belki de et, süt ve yumurta gibi. Yani minnet duymamız gereken bir tür hayvanlar. Onlara zarar vermek kendi soyumuzu bitirecektir en sonunda. Dünyanın da bizimde bu sevimli yaratıklara ihtiyacımız var. Kedilerimiz yanımıza sokulduğunda mır mır çıkardıkları sesleri, köpeklerin bitmek bilmez eğlence anlayışları, balıkların kötü enerjileri üzerimizden almaları, bağışıklık sistemimizin kuvvetlenmesinde yardımcı olmaları gibi daha bir sürü mutluluğa ihtiyacımız var.

Hayvan Hakları Sağlanıyor Mu?

Önceden de belirttiğimiz gibi iradesi olmayan bu hayvanlar bir noktada bize muhtaç sayılırlar; sokağa terkedilmiş veya kurak alanlarda su bulamayan hayvanlara yardım etmek bizim elimizde aslında. Onlar kendi başlarının çaresine bakar diyerek görmemezlikten gelmek insanlığın en büyük ayıbı olmalıdır. Safari ile orman ziyaretleri yaptığımızda veya belgesellerden izlediğimiz kadarıyla onların doğal yaşam alanları onlara bir sürü imkânı sağlayabiliyor ve aslında bu da demek oluyor ki onların bize ihtiyacı olmuyor, ta ki biz onların barındıkları bu alanlara zarar verene kadar. Ormanları yakarak onları bize muhtaç kılıyoruz fakat ardından da ilgilenmeyerek onları ölüme terk ediyoruz.

Avustralya’da ortaya çıkan ve önlenmesi aylar süren bir yangından sonra kanguruların ve koalaların içler acısı halleri hepimizi derinden yaralamıştı. Yangından sonra şişelerce su içseler dahi hem içlerinde ki yangını hem de korkularını atamamışlardı üzerlerinden. Her ne kadar iradeleri yok desek bile onlarında duyguları olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Onların evlerini ellerinden almışken, ailelerine zarar vermişken bir tekme de biz atıp onları iyice yok etmenin bir anlamı yok.

Yalnızca bu yangın değil, ülkemizde küçük bir köpek yavrusuna zarar veren insanlardı yine. Kollarını ve bacaklarını kestikten sonra diri diri çöpe atan yine bizlerdik. Nasıl böyle kötü olabiliyoruz gerçekten inanılır gibi değil. Bize hiçbir zararı olmayan bu minik yavru diri diri ölüme gönderildi ve ardından bunu yapanlar ise ağır cezalara çarptırılmadı. O hayvanın hakkı göz ardı edildi. İnsanlar yine akıllanmadı, üzüntüleri ise anlıktı. Hayvanlara devam etmeye, sadistlik yapmaktan da zevk aldılar. Verilen cezaların yanı sıra bu insan görünümlü ruhu hastaları ciddi ciddi tedavi etmek gereklidir. Yalnızca bir kişiye ceza verildi, haberlerde birkaç gün gösterilip aşağılandı diye hayvan ölümleri bitmiş olmuyor. Görünmeyen kısımda bunu yapan, hayvana işkence etmekle kendi ruhunu besleyen bir sürü insan var!

Hindistan’da hamile bir anne filin karnına bomba yerleştirmek nedendi peki? Bunu yapınca bir can kaybedilmemiş mi olunuyordu. İnsanlar dünyaya ayak bastıkları andan itibaren egemenlik kurmaya başlıyorlar ve bu dünyanın yalnızca kendileri için döndüğünü düşünüyorlar. Kendilerinden başka hiçbir tür önemli olmuyor. Ardından kendi türünü bile yok saymaya başlıyor ve herkesi tek tek yok ederek hüküm süreceğini zannediyor. Bütün kötülüklerin kökünde ise bencillik yatıyor.

Sadece Türkiye değil, dünya hayvan haklarına sahip çıkıyor mu? Türkiye’ye baktığımızda 5199 numaralı kanun öne çıkıyor, bu kanun hayvan haklarını koruyan bir kanunmuş. Buna göre tüm hayvanlar eşittir ve yaşama hakkı vardır. Diğer ülkelerin kanunları arasında ‘hissedebilen varlıklar’ ibaresi bizim ülkemizin hayvan hakkı kanununda yer almamaktadır. Ülkemizde ki bu kanunun en büyük eksiği ise cezalıların hapis cezası almamasıdır. İngiltere’ye gittiğimizde hayvanlarla ilgili bir değil birkaç kanunları olduğunu görebiliriz. Bu insanlar genelde hayvanlarını evlerinde ağırladıkları için ailelerinden biri olan hayvanlarının haklarını savunmaktan da geri durmuyorlar. Evcil hayvandan vahşi doğada ki hayvana kadar, petshoplarda dahil detaylı kanunları vardır. Para cezasının yanı sıra hapis cezası da uygulamaktan çekinmeyen İngiltere’yi tebrik etmek gerek. İsviçre ise hayvanlar için tehlike teşkil eden şahıslar için 3 yıllık hapis cezasını kanunlaştırmıştır. Ayrıca İsviçre’de köpek sahiplenmek istiyorsanız sertifika edinmeniz gerekiyor. Avusturya’da hayvanlara korku hissettirmek bile önemli bir suç örneğiymiş ve yine hayvan hakları için hapis cezası uygulayan ülkelerden biri.

Dünyada eşitliği ve adaleti savunuyorsak bunlar sözlerde kalmamalı, birbirlerine ihtiyacı olan ve bizi iyi hissettiren varlıkları tekmeleyerek, vurarak yok etmek insanoğlunun yaptığı en acımasız olaylardan biridir. Diğer ülkeler hayvanlara bu kadar önem verip sahip çıkarken biz boş verip ölüme terk etmekten başka bir yol bilmiyoruz. Sonunda şunu anlamamız gerekiyor ki bu yol doğru olmamakla birlikte sonu gözükmeyen bir uçuruma çıkıyor ve o uçurumdan düşecek olanlar ise yine bizleriz.

LUNA KHAN