Toplum Psikolojisi

Toplum Psikolojisi

Etrafımızda gördüğümüz her şeyin temeline indiğimizde sonucunda iki kapıyı aralıyoruz; biri kalbimiz diğeri ise beynimizdir. Bu ikisinin birleşerek oluşturdukları gerçeklik ise ruhumuzu ortaya çıkarmaktadır. Evet biz insanlar etten-kemikten ibaret canlılar gibi görünürüz fakat işin özü etimiz kemiğimiz değil; bilinçaltımıza tam anlamıyla kulak asan, gerçek hislerini göz ardı etmeyen ve fikirlerinin de arkasında duran ruhumuzdur. Toplum olmadan önce yalnızca bireyi ele alırsak şunu diyebiliriz ki yaradılışımız gereği aklınıza gelebilecek ve henüz psikiyatristlerin bile bulamadığı akla gelmeyecek hisleri içinde barından tek canlılar bizleriz, insanlar. Bu da haliyle çok doğal ve masumane bir durumdur.

Dünya üzerinde milyarlarca insan olması milyarlarca da duyguların ve fikirlerin olduğu anlamına gelir. İnsanların içlerinde barındırdıkları bu duygu ve düşünceleri onları bir kefeye koyar ve onları topluma dahil etmek için tanımlayıcı sıfatlar ile ödüllendirir fakat bu her zaman için bir ödül müdür? Orası muamma. Harry Potter ve Felsefe Taşı filminde ki şapkayı hatırlayın, öğrencilerin kafasına geçirildiğinde bu öğrencilerin özlerinde nasıl bireyler olduklarını keşfedip onları dahil olmaları gereken gruba gönderiyordu. Ne kadar muhteşem bir teknoloji olurdu bizler için fakat bu fantastik imge yalnızca bir filmde olacak türdendi. Aslında biz insanlarında hayatlarımızda böyle şapkalara ihtiyacı var belki de çünkü diğer insanların kendi bakış açılarından tanımlanıp ömür boyu onların çizgilerinde ilerlemek bir süre sonra psikolojimizde derin yaralar açmaktadır; filmde ki şapka ise nasıl ki öğrencilerin özlerinde barındırdıkları davranışları keşfetmiş ve ruhlarının derinliklerine inmişti bize de aynı şekilde ruhumuz doğrultusunda doğru bir sıfat bulabilirdi. Gerçek bizi yansıtabilirdi.

İşte bu yüzden toplum ve birey arasında ki ilişki o kadar kuvvetli ve bir o kadar da hemen kopmaya müsaittir ki, bu ilişkiyi gerçekten dozunda ayarlamak gerekir. Aksi halde görmek istemeyeceğimiz, daha doğrusu sebep olmak istemeyeceğimiz vakalara yol açarız.

Toplum Psikolojimizi Nasıl Etkilenmektedir?

Burada bir teoriyi gözler önüne getirmek istiyorum. Charles Darwin’in ‘Evrim Teorisi’ hemen hemen herkes tarafından biliniyordur. Darwin bu teoriyi ortaya atarken tam olarak niyeti ne idi acaba? Bilindiği üzere bu teoriye göre özellikle biz insanlar yaşadığımız ortama ayak uydurmak zorundayız, aksi halde yok olup gideriz. Bu teorinin haklı yanları varsa da haksız yanlarını da göz ardı edemeyiz elbette. Hele ki söz konusu insan psikolojisi olunca Darwin’in teorisi geri planda kalacak gibi görünüyor zannımca. Şimdi şöyle ki bir adaya düştünüz ve aylarca, belki de ömrünüz boyunca orada kalacaksınız gibi görünüyor. Yapmanız gereken şey ise hayatta kalmak. Bunun içinde ada koşullarını hesaba katmanız gerekir ve ada hayatını olması gerektiği gibi yaşamaya başlarsınız; avlanırsınız, ateş yakarsınız, ağaçlardan barınak ayarlarsınız gibi gibi. Bu durumda da Evrim Teorisine göre başarılı oldunuz demektir. Diğer taraftan ada hayatınızı daha şatafatlı ve modern bir ortamın verdiği imkanlar doğrultusunda böyle hareket ederseniz hayatta kalma şansınız %5’e düşer, bu da demek oluyor ki Darwin’e göre başarısız oldunuz.

Bir de bu teoriye psikoloji açısından baktığımızda belli bir toplumda farklı olursan dışlanıyorsun ve bu da teoriye göre yok olmana sebep oluyor fakat bu yok olma insanın ölümüyle sonuçlanmıyor; daha kötüsü insanı ruhsal bunalımla süründürüyor. Örneğin kendi iç dünyasında gayet mutlu olan fakat okul hayatı boyunca utangaç, çok fazla kendini ifade edemeyen bir öğrenci hayal edin, bir de aşırı aktif ve girişken olan bir grup öğrenci zihninizde belirsin. Bu utangaç olan birey, girişken gruba dahil olamadığı için psikolojik olarak zorbalığa maruz kalıyor. Sürekli hak etmediği ve olmadığı sıfatları duymaya mecbur bırakılıyor. Peki onun kendi davranışları mı onu bu yola sürüklemiş oluyor? Yoksa diğer grup düşünmeden, analiz etmeden bir başkasına etiket yapıştırmaktan keyif mi alıyor? Her ne oluyorsa sonucunda bu aktif olmayan kişi okul bitene kadar üstündeki etiketle yıllarını geçirmeye maruz bırakılıyor. En kötüsü de içten içe her gün eriyen bu kişi, sonunda ruhunu kaybetmeye başlıyor. Bizim için önemli olan ruhumuz her gün biraz daha eksiliyor ve deliren taraf ise kendini tam olarak ifade edemeyen kişiler oluyor. Oysaki biraz anlayış göstersek ve etrafa onların bakış açılarından baksak, her şeyi alaya almadan davransak iki tarafta kendi karakterleriyle geçinmeye başlarlar.

Geçenler de izlediğim bir programdan bu dediklerim tam anlamıyla pekişmiş oluyor. Sunucu “çok fazla polemiğe girmiyorsunuz ve kendinizle vakit geçirmeyi seviyorsunuz” demişti ünlü şarkıcıya. O da başta masum bir şekilde sunucuyu onayladı ve “evet genelde evde vakit geçirmeyi seviyorum. Tanıdıklarımla olmayı seviyorum. Gece hayatı pek bana göre bir şey değil” diyor. Ardından sunucu “asosyalsiniz yani!” diyor ve ben sadece gülüyorum çünkü bu o kadar yanlış bir çıkarım ki şaşırıp kalıyorsunuz. Belki de bu sunucu daha asosyal teriminin anlamını bilmeden böyle bir yorumda bulunuyor fakat bu tarz yaftalamaların insanların üzerinde ciddi etkiler bıraktığı da unutulmamalıdır.

İnsanları Etiketlemeyi Seviyor Muyuz?

İnsanların toplumda tanındığı sıfatlar vardır, daha doğrusu başkaları tarafından üzerimize yapıştırılan etiketler vardır; Çatlak Kız, Somurtkan Yüz, Ruhsuz Mehmet gibi daha bir sürü. Peki bu etiketler bizi nasıl etkiliyor? Bu etiketler toplum içindeki hal ve davranışlarımıza göre bize verilirler ve bunların bilimsel hiçbir yanı da yoktur. Kalabalıkta bulunmaktan hoşlanmıyorsak hemen asosyal damgası yiyoruz fakat asıl olan asosyallik bu değildir. Eğer siz kendi halinizde bile bir şey yapmak istemiyorsanız, sabit fikirli biriyseniz asosyal olmanız muhtemel; lakin evinizde sevdiklerinizle ve kafa dengi insanlarla vakit geçirmek size göreyse sosyal bir kelebeksiniz demektir. Sevdiğiniz ve rahat hissettiğiniz ortamlarda aktivitelere katılıyorsanız bu sizin asosyal olduğunuzu göstermez. Dış toplum bunu kabul etmese de gerçek bu ve kişi sürekli böyle bir kelimeye maruz bırakılınca bir noktadan sonra kendisinin gerçekten de bir asosyal olduğuna inanıyor ve ruhu olumsuz anlamda etkileniyor.

Kötü bir hafta geçiren birisinin somurtması, yapılanlardan keyif almaması gayet doğal bir durumdur fakat onun bu hallerinden yola çıkan toplum direkt olarak ‘sen zaten hiçbir şeyden zevk almıyorsun, çok karamsarsın’ gibi ithamlarda bulununca kişi bu sözleri bilinçsizce özümsüyor ve kendisini toplumunda etkisiyle mutsuz kılmayı beceriyor.

İnsanlara kötü ithamlarda bulunarak onların psikolojilerini alt üst etmeyelim. Her bünye güçlü olamayabiliyor ve sizlerin dile getirdiği en ufak kötü söz bile onların beyninde yer edince kendilerini bir daha bu ithamların ağından kurtaramıyorlar. Sonunda yine bu kişiler tedavi olmaya başlayınca deli olan da onlar oluyor herkesin gözünde fakat onu bu hale getiren hem kendisi hem de acımasız bir toplum oluyor maalesef. Nasıl ki ilkokulda öğretmenimiz başımızı okşadığında, iyi sözler dile getirdiğinde mutlu oluyorsak ve kötü bir ceza verdiğinde günlerce kafamıza takıyorsak, yetişkin bireyler de aynı durumdadır aslında. İnsanların birbirlerine iyi sözler söyleyip başlarını okşamaları iki taraftan da bir şey eksiltmeyecektir.

LUNA KHAN