Platon ve Yasanın Gereklilikleri

Platon ve Yasanın Gereklilikleri

İnsanların bir araya gelerek toplum ve bir devlet sistemi oluşturmalarının en temel sebebini, birbirlerinden ihtiyaçların giderilmesi hususunda yardım istemeleri, birbirlerinin çeşitli alanlardaki ihtiyaçlarını karşılaması olarak açıklayan Atinalı Platon, çağındaki insanlara ve ondan sonra gelenlere bu görüşünü derinlemesine yorumlayarak bir devlet düzeninin ve o devletteki adalet sisteminin nasıl olması gerektiğini tarif etmiştir. Nitekim toplumda bir kısım insanın belirli bir konudaki ihtiyacını giderecek kimseler, o konuda iyiyse ve o ihtiyacı giderecek kapasitedeyse o kimselerin devletteki yeri, üzerine düşen o görevi yapmakla sağlanır. Çünkü insan ontolojisi bakımından kapasite, yetenek ve beceriler birbirleriyle denk sayılamayacağı için, insanlar yetenek ve becerileriyle en iyi bildiği işi en iyi şekilde yapmasıyla toplumdaki nihai düzen vücut bulur, der.

Platon’un Organik Teoriye dayanan bu görüşü insan-toplum benzetmesiyle daha da açıklığa kavuşur. Zira bir insanın herhangi bir uzvu işlevini yitirdiğinde yahut hasar gördüğünde, o insanın yaşam kalitesi kötü ve zor olacağından; toplumda da kendi görevini yapmayan insan, o toplumun ve o devletin düzenini aksatacağından mütevellit, devlet düzeninin ve adaletin kişinin kendi üzerine düşen görevini iyi bir şekilde yapması ile sağlanacağını anlatır. Kişinin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmesi; o görev bilgisine sahip olması ve kişinin erdemiyle sağlanır.

Devlet düzeninin temelini bilgi ve erdeme dayandırır Platon. Platoncu adaletin ölçüsü sınıfların üzerine düşen görevlerini iyi yapıp yapmamasıyla belirlenir. Böyle bir devletin yöneticisi de akıl ve mantığı iyi kullanabilme becerisine sahip filozof olacaktır. Erdemli ve epistomolojik bilgiye sahip filozof kral; yasama ve yürütmede yetkin modeli esas alacak, atalarından miras kalan kuralları anımsayacak ve en iyi olan modeli seçecektir. Eğer böyle bir yönetici mevcut ise yasalara gerek kalmadan yönetilir ve Platon böyle bir yönetimi yasalarla yönetime tercih eder.

Fakat bu özelliklere sahip bir yöneticinin her zaman mevcut olması mümkün olmayacağından ikinci yol yasalar olmuştur. Filozof kralın olmadığı zamanlar şafak vakti konseyin toplanmasıyla iyi ve doğru olan seçilir, toplumun her sınıfındaki kişilerin görevleri belirlenir, toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışılır ve iyi bir devlet için düzeni oluşturan bu yasalar yazıya geçirilir.

Oysa Platon Phaidros adlı kitabında, bellek dışı bir kayıt olan yazının, asıl kaynağı akıl olan bilginin yazı aracılığıyla elde etmeyi bir yöntem olarak kullanıma putperestlik demiştir. Platon’un akıl sözden söz ise yazıdan üstündür anlayışı, yazıyı bilgileri hatırımızda tutmak için son çare olarak karşımıza çıkarır. Çünkü yazı, tıpkı bir resim gibi ona baktığımızda anlayana da anlamayana da aynı şeyi söyler, soru sormamıza imkan tanımaz. Buna rağmen Platon toplumun iş bölümünü düzenleyen, toplum hayatını düzene sokan yasaların yazılı olmasının; onların toplumdakilere, yöneticilere ve sonraki kuşaklara esin kaynağı olması, yasaları yani iyi ve doğru olanı hatırımıza getirmek amacıyla faydalı olacağını dile getirmiştir. Nitekim yasalara uyulması ve onlara boyun eğişi akla ve bilgiye boyun eğiş olduğunu söyler. Yasa bu yüzden üstündür, aklın ürünü olduğu ve ortada filozofun olmadığı zamanlar çare olduğu için. Akıl ve mantığını iyi kullanmayı bilen filozof, yasamayı çağın ihtiyaçlarına, toplumun değişimine ayak uydurarak yasama ve yürütme faaliyetlerini de bu değişimlere göre ayarlar.

Peki filozof olmadığı ve yazılı yasaların faal olması durumda değişime ayak uydurmak mümkün diyebilir miyiz? Hayır, yazı bir putsa, yazılı yasa da toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap veremez. Yine de yazılı yasanın bazı rejimlerde nefsine yenik düşen yöneticilere nispeten başvurulacak bir yol olduğunu da anlaşılmaktadır. Yasanın üstünlüğü mü insanın üstünlüğü mü konusunu, Platon, yönetim sistemlerine dair bakış açılarıyla açıklar. Platon yönetim şekillerini insan tiplerine benzetmiştir. İyi ve doğru insana benzeten Aristokrasi yönetiminin bozularak değişmesiyle Timarşi, şan ve şeref düşkünü zengin bir grubun yönetime geçmesiyle Oligarşi ve fakir halkın yönetime geçmesiyle de Demokrasiden ve sonrasında da Zorba yönetimden bahseder. Aristokrasi iyi ve doğru insanın bir araya gelmesi yasaları meydana getiren akıllı yöneticiler mevcut bulunduğundan insan üstünlüğü baskındır, yine de yasa vardır çünkü bu mükemmel yönetim şekli bir gün bozulacak; şan ve şeref, zenginlik düşkünlerinin eline geçeceği zaman, aklın ürünü bu yasalar karanlıkta bir mum olacaktır. O yüzdendir ki kötü ve zorba yönetimlerde yasanın üstünlüğü mevcuttur.