Koronavirüs Sürecinde Eğitim

Koronavirüs Sürecinde Eğitim

Koronavirüsün ülkemize de intikal etmesiyle birlikte yasakları da peşinden getirdi. Ülkemizde yalnızca bir vaka varken sıkı önlemler alındı. Vakalar fazla yükselmeden azalacaktı ki tedbirlerin gevşemesiyle de koronavirüs yüz bulmuş olsa gerek hemen bir sürü insanın ciğerini ziyarete çıktı. Bu ziyaretlerin ardı arkası kesilmeyince ara verilen eğitimin bir daha açılmamak üzere uzaktan olmasına karar verildi.

2020’nin mart ayında eğitime ara verilmişti ve bunun tek sebebi tüm dünyayı ele geçiren bir virüstü. Nefes yoluyla kişiden kişiye bulaşan bu virüs özellikle öğrenciler arasında yayılacağı düşünüldüğünden mart ayından bu yana eğitimde değişen bir şey olmadı ve öğrenciler eğitimine uzaktan devam etmek zorunda kaldı. Peki böyle bir karar verilirken arkadan gelmesi gereken desteklerde hesaba katılmış mıydı? Yapılması gereken daha farklı çözümler düşünülmüş müydü?

Öğrencilerin Uzaktan Eğitimile İmtihanı

Uzaktan eğitimden en çok şikâyet edenler öğrencilerdi çünkü aylarca evde olan ve okullarının, öğretmenlerinin değerini anlayan bu öğrencilere sağlanan sağlam bir teknoloji yoktu. Ülkemizin teknoloji anlamında yeterli alt yapısı olmadığı için böyle bir yola başvurmaları sıkıntılı bir durum oldu. Daha fazla vakaya mahal vermemek adına okulları kapatmak ve bu süreci evden yürütmek istemeleri sağlığımız için güzel bir şey olsa da eğitimimizi böyle devam ettiremeyeceğimiz de anlaşılmış oldu.

Koronavirüsün ortaya çıkışına kadar hemen hemen her öğrencinin hayalini kurduğu bir anlayış vardı: ‘okullar evden olsa, bilgisayarlarımızdan ders işlesek…’ gibi bir cümleyi bir arkadaşımızdan duymuşuzdur veya kendimiz dile getirmişizdir. Bir noktada dileğimiz gerçek olsa da eksikler vardı bazıları için. 21. Yüzyılda yaşasak bile evinde internet, bilgisayar, tablet, telefon erişimi olmayan nice aile var. Devlet bu ailelere destekte bulunacağını dile getirmişti fakat bu da sözde kaldı yine çünkü destekten faydalanamayan bir sürü öğrenci vardı.

İnterneti olan, derse bir şekilde bağlanan öğrencileri düşündüğümüz de ise tablo yine de çok fazla değişmiyor çünkü köylerde oturan öğrencilerin internetinin çekmesi için dağlara çıktığını, bazılarının internet çekmemesi dolayısıyla dersi bir noktadan sonra dinlemediğini de duymuşuzdur. Karşınızda birisi konuşuyor fakat siz onun ne dediğini anlayamıyorsunuz, sonrasında ise bu anlatılanlardan sorumlu tutuluyorsunuz.

Öğrenci milleti genelde başında durmazsanız pek fazla kendini kitaba verecek türden değildir. Ebeveynler bütün imkanları sağlasa dahi öğrenci fiilen derste bulunmuş gözüküyor ve ders bittiğinde ise hiçbir şey anlamadığıyla olduğu gibi kalıyor. Ülkemizin eğitimi zaten iç açıcı durumda değilken böylesine bir salgının özellikle öğrencileri hedef alması eğitimin ilerlemesini durdurmanın ötesinde geriye atması daha da üzücü.

Şu sıralar 2-4-8-12. Sınıflar için okulların yüz yüze devam edeceği bildirildi, peki kalan sınıflar ne yapacaktı? Eğitimde fırsat eşitliği ilkesini duymuşuzdur hepimiz, bilhassa şu dönemde sıkça gündeme gelen konular arasında. Bu öğrenciler geçiş dönemde olduğu için eğitimlerine devam etmeleri gerektiği düşünülse de diğer sınıflar için bir eşitlik sağlanmaması onları daha da kötü yapacaktır.

Evde vaktini geçiren öğrencilerde obez olma oranı da yükseldi. Sadece fiziksel anlamda değil ruhsal açıdan da bozulmalar gözlenebilir. Öğrenciler mart ayından beri doğru düzgün dışarı çıkmanın yanı sıra sürekli gerek haberlerde olsun gerek sosyal medya aracılığıyla salgın tehlikesinin farkındalar ve bu da onları olumsuz açıdan tetiklemektedir. Sekiz aydır evden çıkmayan bir çocukta ciddi özgüven problemleri görülebilir, kolayca iletişime geçemeyen kişi yalnızlığı tercih ederek depresif bir ruh haline yönelecektir. Sürekli virüs haberlerine maruz kalan öğrenciler ise bunu abartarak paranoyak olabilir. Veliler bu konuda kontrollü bir şekilde çocuklarını dışarı çıkararak olumsuz etkenlerden uzak tutmalı ve çocuklarının psikolojik sağlıklarını gözetlemelilerdir.

Üniversite Öğrencilerin İsyanı!

Yalnızca ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri değil yükseköğretim öğrencileri de koronavirüs sebebiyle uzaktan eğitimin kurbanı oldular. En kötü grupta onlar olmalı ki maddi ve manevi açıdan yıprandılar pek tabi. Mart ayında okulların üç hafta araya girdiğini duyan üniversite öğrencileri büyük bir sevinçle otogarın yolunu tutmuşlardı fakat belirtilen sürenin bitmesi sonucunda okulların açılmaması üzerine yaşadıkları sevinç kayboldu.

Üniversite öğrencileri yurtlarda veya apartlarda kaldıkları için maddi anlamda zorlandıklarını söyleyebiliriz. Olağanüstü hallerde öğrencilerin barındıkları yerlerden gitmelerine rağmen ücret ödemeye devam etmeleri öğrencileri isyan ettirdi fakat bazı esnaflar yine de öğrencilerin gözünün yaşına bile bakmadı ve aldıkları parayı cebe indirdi. Hal böyle olunca devlet özel yurtlar için %30 ödeme kararı çıkarttı ve işler tatlıya bağlandı denebilir. Öğrencilerin eşyalarını toplamaları ve okudukları şehirlere veda etmelerinden sonra bir diğer isyan patlak verdi: uzaktan eğitilememek.

Üniversiteler de okutmanlar ve öğrenciler uzaktan eğitime geçiş yaptılar fakat üniversite öğrencileri yaşadıkları sorunları sosyal medya aracılığıyla dile getirmeye çalıştılar. Okutmanlar etkili bir şekilde ders anlatamamanın yanı sıra öğrenciler de bundan bir verim alamayarak derslere katılmadılar. Ses ve görüntüde sıkıntılar yaşadı her iki tarafta. Dersleri anlamayan öğrencilere yapmaları gereken ödevler verildi ve sayfalarca yazı yazarak anladıklarını yazmaları istendi. Gerçekten gülünecek bir tablo ortaya çıkmıştı. Haksız yere notunu yükseltenlerden tutunda verim alamayıp boş bir sene geçiren öğrenciye kadar her şeyi gördük koronavirüs sayesinde.

Eğitimde Muhtemel Son

Küçükten büyüğe, öğretmeninden öğrencisine, kıdemlisinden deneyimsizine kadar herkes eğitimin uzaktan olamayacağını anladı fakat şu koşullarda kademe kademe okullar açmaktan başka çare yok. Aksi halde günde 65 çıkan vaka sayısı 165 olabilir. Peki gerçekten okulların açılmasını istiyor muyuz yoksa bencillik mi ediyoruz?

Öğrencilerin eğitim hakkını elinden alan öğrencilerin kendisi değil, ebeveynleri, amcası, teyzesi, komşusu, tanımadığı onca yetişkindir. Bu kişiler zamanında eğitilemediği için şu an maskesini takmakta güçlük yaşıyor, mesafesini nasıl ayarlayacağını bilemiyor ve hijyenine dikkat etmiyor. Oysa ki bizler de öğrencilere gerekli eğitimi gerekli zamanda etkili bir şekilde veremezsek yeni neslin muhtemel sonu böyle olacak. Biz öğrencilere okulların kapısını açar da salgın hakkında gerekli bilgileri aşılarsak belki de yetişkinleri eğitmesi gerekenler de onlar olacaktır ama biz onları her şeyden izole eder ve evlerine tıkarsak bir süre sonra sıkılıp kendileri de dışarda gördükleri davranışları edinmekten geri durmayacaklardır.

Üniversite öğrencileri genelde en çok isyan eden ve gürültü çıkaran grup oldu çünkü eğitim hayatlarının son aşamasındaydılar ve ilerde yapacakları mesleklerine dair eğitimlerini verimsiz almaktalar, lakin salgın döneminde eğitimli birer birey olarak toplu olarak otogarlara koşan ve kafelerinde %60’ını dolduran yine onlardı…

Bu aşamada öğrencilerin anlaması gereken şudur ki bu günlerde geçecek ve onlar bu günlerini boş geçirdiklerine pişman olacaklar. Tam olarak kendimizi geliştirebileceğimiz, farklı alanlara yöneleceğimiz, farklı hobiler edinebileceğimiz, bilgiye aç olan zihnimizi doyuracağımız en güzel zamanlar bunlar oysaki. Kitap okuyarak, müzik eşliğinde yoga yaparak veya kendimizi eksik gördüğümüz alanlarda geliştirmek yine bizim elimizde. Şu an öğrenciler sadece okula gitmiyorlar fakat kendileri okulu ayaklarına getirebilirler, kendi kendilerini aşabilirler. Başlarında belirli bir kişi olmadan da kendilerinin de bunu halledebileceğini keşfedebilirler ve içlerinde ki motivasyonu uyandırabilirler.

LUNA KHAN