Keşfedilmesi Gereken İsimler

Keşfedilmesi Gereken İsimler

Her daim öğrenmeye aç olan zihnimizi bugün de bazı hayatları keşfe çıkarak doyuralım. Adını sıkça duymadığınız fakat hayatlarına giriş yaptıktan sonra kendinizden biri gibi göreceğiniz unutulmaması gereken birkaç isimle tanışma zamanı geldi bile. Bazen de ‘aaa evet ben bu kadını/adamı tanıyorum ama adı aklıma gelmiyor’ diyeceğiniz üstatları zihninizin bir köşesine yerleştirmek için bu yaşamları ve fikirleri ağırlamak size muhteşem bir deneyim yaşatacaktır. Bu şahsiyetler önemli mevkilerde yer alan, kendilerini gerçekleştirmiş kişilerdir. Gerek fikirleriyle olsun gerekse tavırlarıyla olsun örnek niteliğinde diyebileceğimiz sevilesi kılavuzlardır. Peki kimdir bunlar?

1. Doğan Cüceloğlu

Psikoloji desem aklınıza gelir mi Doğan Hocamız? Aslında Doğan Cüceloğlu pek çok kişi tarafından tanınan ve sevilen birisidir. Özellikle son yıllarda kendisine daha bir yakın olduğumuz doğrudur fakat hala daha onun ne yaptığı konusunda fikri olmayanlar da var aramızda. 1938 de Mersin’de dünyaya gözlerini açan Cüceloğlu, psikoloji okuyarak kendisini bu alanda ilerletmiştir. Psikolojiye olan önemli araştırmaları ve fikirleri ile günümüzde sevilen-sayılan figürlerden biri olmuştur.

Kalabalık bir ailede büyüyen Cüceloğlu’nun kendisinden büyük çok sayıda kardeşleri vardır. Küçük yaşta annesini kaybettikten sonra babası bir başka kadınla evlenmiştir ve ikinci annesi onu kendi çocuklarından ayırt etmeden sevgiyle büyütmüştür, ki Cüceloğlu kendisi de bu kadınla gurur duymaktadır. Okumak için Mersin’den İstanbul’a giden Cüceloğlu, en büyük abisi ve yengesinin yanında barınmıştır; onlarda aynı şekilde onu kendi çocuklarından ayırmamışlardır ve Cüceloğlu ömrü boyunca onlara minnet duyacağını da dile getirmiştir. Akademik anlamda ilerlemeye karar veren yazar ve psikolog Cüceloğlu, daha iyi bir eğitim uğruna yurtdışına büyük bir heyecanla gitmiştir. Orada geçirdiği süre zarfında hayatın ve tanımadığı şehrin yükü altında ciddi bir bunalım yaşayan yazar zorlukla bu durumun üstesinden geldiğini belirtmiştir. Hatta bir gün tam intihar edecekken, bir arabanın önüne kendisini atarak hayatına son verecekken, annesi gözünün önünde belirir ve yapmamasını söyler; bu olay üzerine Cüceloğlu kendisini toparlar ve hayata asılarak günümüze ulaşan büyük bir başarı örneği olarak kendisini gösterir.

Gerçekçi bir bakış açısıyla olayları ele alan hocamızın fikirleri de bir o kadar insanların hayatlarına dokunan cinsten.

2. Gülseren Budayıcıoğlu

Son günlerde adını çok sık duyduğumuz fakat bu harika kadının hayatı hakkında net bir şekilde eksiklerimiz olduğu aşikâr. Çok fazla dizi izleyen bir millet olarak son zamanlarda ortaya çıkan birkaç dizinin etkisiyle Gülseren Budayıcıoğlu’nun adını da duyduk. Ne yazık ki bu kadın çok daha öncesinde kitapları aracılığı ile bize bazı şeyleri duyurmaya çalışmışken biz okumadık ve dizi versiyonlarına tutunduk. Dizilerin trend olmasıyla birlikte kitaplarının popüleritesi de arttı doğal olarak; en azından halkımızı bir yerden kitaplara bağlamanın sevinci içinde Budayıcıoğlu’na detaylı bakmak istiyorum.

Budayıcıoğlu 1947 yılında Ankara’da doğmuştur. Yine Ankara’da Tıp okuyan Gülseren hocamız kendisini psikiyatr alanında ilerletmek istemiş ola ki çok başarılı bir tıp doktoru oldu. Öğrencilik hayatında spiker ve sunucu olarak çalıştığı da bilinmektedir. Kendi meslek hayatından kesitleri bizimle paylaşarak yazarlığa da soyunan doktorumuz bizlerin yüzünde tebessüm bıraktırmayı da ihmal etmiyor. Spikerlikten sonra akademik yolda ilerleme kaydeden doktorumuz bu alanda ciddi ve etkili araştırmalar yapmıştır ve kendisini bu anlamda yaptığı gözlemler sonucunda başarılı bir figür kılmıştır. Hacettepe’de asistanlık yapmış ve burada 10 yıl boyunca çalışmıştır. 2007 de eşini kaybeden Budayıcıoğlu kendini işine vererek kitaplarını yayımlamaya başlamıştır.

Ünlü psikiyatrist eserlerin de kaleme aldığı bazı hastalarını ekrana taşıdı ve bu da bizim üzerimizde inanılmaz bir etki yarattı çünkü bu hastalar sanki kurgu karakteri gibi dursalar da hepsi birer gerçek hayatlardı. Bunları soğukkanlılıkla izlesek bile bir süre sonra gerçek bir hayattan uyarlandıklarını hatırlayınca gözlerimiz dolmuyor değil, içten içe de kızıyoruz fakat kişinin ruh sağlığı konusunda hala daha hiçbir şey yapmıyoruz. Kader Motifi denilen terimi yine doktor hanım sayesinde daha iyi özümsemiş oluyoruz çünkü olayların her biri çocukluk döneminde yaşanan problemlerden, travmalardan kaynaklanıyor; bu hastaların köklerine baktığımızda, anne babalarının, nene dedelerinin de aynı travmaları deneyimlediklerini öğreniyoruz ve gerçekler bir bir Kader Motifi sayesinde çözüme ulaşıyor.

Böylesine değerli bir hocamızın yardım eli uzattığı insanların acı dolu hayatlarını yalnızca film karelerinden seyretmektense kitaplarını elimize alıp okumamız çok daha iyi bir yol olacaktır.

3. Nurullah Genç

Lise de Türk Edebiyatı öğretmenlerimiz şairlerden bahsederken Nurullah Genç’i de es geçmemiştir. Evet biz bu isimle lisede edebiyat dersimizde tanışmıştık fakat aldırmamıştık. Bir Atilla İlhan, bir Özdemir Asaf gibi ilgi görmemişti belki de bu şairimiz. Şimdi onun o naif davranışlarını hissedeceğiniz vakit geldi.

1960 yılında Erzurum’da dünyaya geldi Nurullah Genç. Böylesine kibar ve naif bir adamın babası da en az onun kadar kültürlü bir adamdı. Çocukluk zamanlarında ailesinin durumu çok iyi olmayan şairin babası, sırf oğlu okusun ve iyi bir eğitim alsın diye güç bir maddiyatın ortasında ineğini okul müdürüne sattı ve oğlunu en iyi okula yazdırdı. Şair babasına her daim minnet duyduğunu da dile getirmiştir. Genç büyür ve üniversite de işletme okur, yine Yüksek Lisansını da orada tamamlar ve profesörlüğe kadar yükselir eşsiz zekasıyla. Ticari zekasının yanı sıra edebiyat alanında da yeteneğini pekiştiren Nurullah Genç, kaliteli şiirler vererek edebiyatımızın aydınlık yüzlerinden biri olmuştur. “Benden anlamadın şiirden anla…” diyen şairimizin en başta ‘Yağmur’ şiirini, ardından diğer şiirlerini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

4. Safiye Ali

Ataerkil toplumlarda her zaman kadın-erkek eşitliği konusu tartışmaya açık olmuştu ve 21. Yüzyılda hala daha bu cehalet geleneğini devam ettiren bir kesimin mevcut olması ise içler acısı. Safiye Ali ne ezilen ne de ezen bir kadındı.

Safiye Ali 1891, İstanbul doğumlu Türkiye’nin ilk kadın doktoru olmuştu. Bu hem kendisi için hem de ülke için gurur verici bir olaydı. Eğitimini Amerikan Kız Kolejinde tamamlamıştı. Ailesinin en küçüğü ve zekisi olan Safiye, özel derslerle de kendisini geliştirmesini iyi bilen bir kadındı. Yaşadığı dönemde savaşlardaki askerlere yardım etmiş ve bu durum tıp okuma isteğini biraz yok etse de insanlara yardım etmenin ne kadar onurlu bir hareket olduğunu fark edip ilk kadın doktor olmuştur. Türkiye de Tıp Fakültesine kadın öğrenci alamayacaklarını belirtseler de Safiye yılmamış ve Almanya da eğitimini bitirmiştir. Bu süreçte Almanya da çektiği sefalet yılları kendi ülkesi için beslediği burukluğu ortaya çıkarmıştır. Sonunda kendi ülkesine doktor olarak gitti ve binlerce insana yardım etti. Erkek doktorlara görünemeyen kadın hastalar için birer altın değerindeydi Safiye Ali. Hastalarını ücretsiz tedavi eden doktor asla bencillik göstermemiştir.

Sağlık sorunlarının da baş göstermesiyle birlikte eşiyle Almanya’ya gitti. Kansere yakalanan kadın doktorumuz 1952 de hayata elveda demiştir. “Kadınlar size emanet…” diyen bu cömert ve onurlu kadın herkese örnek olacak niteliktedir.

LUNA KHAN